DURUN KALABALIKLAR! BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK

DURUN KALABALIKLAR! BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK

09 Nisan 2015, 15:58
DURUN KALABALIKLAR! BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK
Düşmanı dostundan fazla olan bir millet olarak düşmanının dostundan çok olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz.

Tarih boyunca Osmanlı'ya karşı her fırsatta bir araya gelen "Haçlı zihniyeti"nin, Anadolu coğrafyasını yurt edindiğimiz günden itibaren ve hassaten İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan bu millete ve bu topraklara karşı olan düşmanlığı hiç azalmaksızın, sürekli daha da artarak devam ediyor.

Haçlı zihniyetin her çağa uygun yöntem ve metotlarla, sürekli değişen biçim ve şekillerle devam eden düşmanlığını anlamak mümkün. Çünkü dün olduğu gibi bugün de devam eden bu amansız husumetin nedeni "Haç ile hilal" karşıtlığı attında sürdürülmek istenen İslam düşmanlığıdır.

Bugün ABD, İsrail ve AB üyesi ülkeler başta olmak üzere işgalci ve sömürgeci ülkelerin temsil ettiği bu zihniyet, 2. Dünya savaşından sonra oluşturulan BM benzeri örgütler marifetiyle kurdukları ve iki kutuplu dünyanın dağılması ile birlikte de adına "Yeni Dünya Düzeni" dedikleri bu "İşgalci ve sömürgeci" düzen için en büyük tehdidi İslam olarak görmektedir.

Bu durumun sonucu olarak 1990'lı yıllarla birlikte SSCB'nin dağılması ve soğuk savaşın sonra ermesi ile ortadan kalkan Rusya tehdidinden sonra oluşan tek kutuplu dünyada ABD ve müttefikleri, kendileri için en büyük tehdit gördükleri İslamı yok etmek için birer bahane ile İslam ülkelerini tek tek işgal etmeye başladılar.

Irak'ın işgali ile başlayan bu süreç 11 Eylül 2001'de New York'ta, Hollywood filmlerini aratmayacak biçimde ikiz kulelerin vurulmasından sonra hızla yayılarak devam etti.

Bugün geldiğimiz noktada nüfusunun çoğunluğu müslümanlardan oluşan Irak, Afganistan, Pakistan, Libya, Mısır, Sudan başta olmak üzere bir çok ülke, ya fiilen işgal edilmiş ya da çeşitli darbelerle işgalci güçlerin "Adamları" iş başına getirilmiş durumdadır.

Bir de Filistin, Suriye, Yemen gibi sürekli çatışmaların yaşandığı ülkelerle İran, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi hedefte olan ülkeler var.

"Haç"ın gündemi, hedefi, amacı, icraatı özetle bu.
Ya "Hilal"in durumu?

Bütün bu işgallere, milyonları bulan ölümlere, yakılıp yok olan şehirlere, çalınan yarınlarına rağmen "Celladına aşık" vaziyetteler. Yardımı da, kurtuluşu da yine onlardan bekliyor, evlerini/yurtlarını ateşe verenin tankerlerine ha bire benzin taşıyorlar.

Peki bu nasıl oluyor?

Bu haçlı zihniyeti, bir çok ülkede bunu bizzat kendisi eliyle yapmıyor.

Halkın içinden her türlü yolla destekledikleri adamlarını bilvesile o ülkenin iktidarına taşıyıp yerli işbirlikçileri marifetiyle yapıyorlar. Tabir yerindeyse "Derenin kuşunu derenin taşıyla" vuruyorlar.

İşbirlikçi adamlarını iktidara taşımak ve onları kendi emellerine hizmet ettikleri sürece iktidarda tutmak için yerli/yabancı medya finans kamuoyu desteği sağladıkları gibi o ülkelerde muhalefeti de, sendikaları da, zaman zaman silahlı güçleri de bu amaca hizmet edecek şekilde organize ediyorlar.

Hem iktidarı hem de muhalefeti kendileri dizayn ettikleri için büyük halk çoğunluğu olup bitenin çok da farkında olmuyor. Yaşanan ekonomik ve siyasi krizleri, başka ülkelerde olup biten çatışma ve kaosları ülke içerisindeki siyasi çatışmaların bir neticesi olarak görüp ona göre pozisyon almaya çalışıyor.

Kısacası halklar da; demokrasi olmayan ülkelerde silahlı güçlerle sindiriliyor, demokratik ülkeler söz konusu ise, bir futbol takımının fanatik taraftarı gibi kendi partisinin iktidara gelmesini veya en yüksek oyu almasını sağlayacak bütün yolları meşru görmeye başlıyor. Çünki sistem, halkı da iktidar nimetleri ile besliyor.

İktidarlar değişiyor, muhalefet değişiyor ama "Bu düzeni bozacak" bir değişime izin verilmiyor. 28 Şubat’ta Türkiye’de yaşananlar da; Mısır, Libya, Tunus, Yemen, Suriye başta olmak üzere bütün arap ülkelerinde yaşananlar da bunun birer örneği.

Değişmez hakikat şudur: Yeni Dünya Düzeninin şifrelerini/kodlarını bilmediğiniz sürece her ülkede yaşananları o ülkenin iç meselesi gibi görüp; kısır iktidar muhalefet kavgası gibi, farklı mezhep çatışması ya da etnik çatışmalar gibi, siyasi veya ekonomik krizler gibi görmeye başlar ama "Toprağın ayaklarınızın altından kayıp gittiğini" göremezsiniz.

Bu noktada yeryüzünün bütün mazlum halklarının, hassaten bütün müslümanların kendi coğrafyalarında  ve kendi ülkelerinde olup bitenlere bakıp kendilerine gelmelerinin, kendi öz değerlerine dönmelerinin vakti çoktan geçmiş durumdadır.

Yıllar var ki, gaipten bir ses yankılanıp duruyor: "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak."

Durup kendimize gelmenin, hem yerli işbirlikçilere hem de küresel zalimlere başkaldırmanın vaktidir. Her şey yok olmadan, kendi meselemize kendimizin sahip çıkma vakti. Bilelim ki; bugün değilse, yarın hiç olmayabilir!

Yazar: Mustafa Yelek / habertuar.com




Sitene Haber Ekle Sitene Haber Ekle

Yorka İnşaat

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Darbe girişimi sonrası Siyasilerin, Medyanın ve STK'ların darbeye karşı ortak tavrı Türkiye siyasetinde yeni bir siyasi oluşum ve yakınlaşmalara sebep olur mu?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Karikatür
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv